“Zulümhanede Beşinci Yıl”

08/03/2013

Güldal Mumcu

TBMM Başkanvekili ve İzmir Milletvekili

“Zulümhanede Beşinci Yıl”

6 Mart 2013, Ankara

Sevgili Dostlar,

Hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu siyasal sistemlerde, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üç temel güç merkezi vardır. Bu üç merkezin işleyişinde ve birbirleriyle ilişkilerinde,  insan haklarına saygı ve adalet egemen olmalıdır.  

Bu üç kuvvetin yanında dördüncü kuvvet olarak yazılı ve görsel basın yer alır.  Basın, gerçekleri kamuoyuna sunarak halkın bilgilenme hakkını hayata geçirir. Siyasi iktidarlar, her zaman halkın gerçekleri öğrenmesinden hoşnut olmayabilirler. Gerçekleri ortaya çıkaran ve halka sunan basının üstünde baskı uygularlar.  Demokrasiyi içine sindirmemiş baskıcı yönetimler, basını kontrol altında tutmak isterler.  Gazete sahipleri,  ya bu baskıya karşı koyarlar ya da baskıyı kabullenirler.

Size basının iktidarlara karşı tutumunu gösterecek birkaç olay anlatmak istiyorum.  

1961 yılında Amerika, Küba’yı abluka altına almak istiyor ve Domuzlar Körfezi Çıkarması’na karar veriyor. Washington Post gazetesinin sahibi Katherine Graham bu haberi öğreniyor ve arkadaşı olan ABD Başkanı Kennedy’yi arıyor. Haberi doğrulatmak istiyor… Kennedy, haberin doğru olduğunu söylüyor ve ulusal gizlilik nedeniyle yayınlanmamasını istiyor.  Graham bu isteği kabul ederek haberi yayınlamıyor. Ertesi gün gerçekleştirilen Domuzlar Körfezi çıkarması tam bir fiyaskoyla sonuçlanıyor. Yıllar sonra Katherine Graham anılarında;

“Yayınlamamak yanlıştı, gazeteciliği bırakıp, politikacı gibi davrandım, eğer yayınlasaydık o facia yaşanmazdı, çünkü herkes çıkarmayı tartışmaya başlayacaktı.” diye kendini eleştiriyor.

İktidarların baskısına boyun eğip gazeteciliği unutanların, gün gelip tarihe hesap vermek durumunda kalacaklarını bilmeleri gerek.

Diğer olay Uğur Mumcu’nun bir yolsuzluk yazısı ile ilgili…  Cumhuriyet Gazetesinin sahibi Nadir Nadi yazıyı okuyor ve Uğur’la karşılaştıklarında “komşumu yazmışsın yazında”  diyor. Uğur ikircikli bir tavırla Nadir Beyin yüzüne bakıyor… Nadir Bey,  “Uğur Mumcu, eğer bir şey bulursan, benim hakkımda da yaz” diyor…

80 darbesi yılları… Gazetelerin kapatıldığı zamanlar… Sansürlenerek çıkan gazeteler…..Uğur,  Kenan Evren’i eleştiren bir yazı yazıyor… Genel yayın yönetmeni, gazetenin kapatılacağı endişesini taşıyarak, Nadir Bey’e yazıyı gösteriyor. Nadir Bey “yazıyı yayınla, ben bu yazıda bir mahsur görmüyorum, gazeteyi kapatacaklarsa da kapatsınlar” diyor.

İşte Balbay, Cumhuriyet Gazetesinde, böyle bir özgür basın geleneğinde yetişmiş bir gazetecidir… Gençlik yıllarında İzmir’de gazetecilik yapmış,  daha sonra Cumhuriyet’in Ankara Bürosuna gelmiştir… Uzun yıllar da Ankara Temsilciliği görevinde bulunmuştur…

Ne yapmıştır Balbay, ne yapmıştır da Silivri’de hücrelere atılmıştır… Ne yapmıştır da beş yıldır eşinden, çocuklarından arkadaşlarından halkından kopartılıp alınmış, bir avuç gökyüzüne hasret bırakılmıştır…

Balbay, sadece gazetecilik yapmıştır…  Gazetecilik mesleğini yaparken de hiçbir şey onun gazetecilik aşkının önüne geçememiştir.

Öğrendiği gerçekleri haber yapmış,  toplumla, halkla paylaşmıştır…

Ve o halk gazetecisine sahip çıkmış onu milletvekili seçmiştir…

Onunla aynı kentten, İzmir’den milletvekili seçilmiş olmaktan ayrıca onur duyuyorum.

Ama ne yazık ki Silivri mahkemesinin hakimleri, Anayasanın 90. Maddesini göz ardı etmekteler.   O doksanıncı madde,  uluslararası anlaşmaların, bütün yasalarımızın üstünde olduğunu söyler… O uluslararası anlaşmalar da milletvekili seçilmiş olan kişilerin, tutukluluğunun kaldırılmasını ve parlamentoda görev yapmalarının sağlanmasını öngörür.

Silivri hakimleri açıkça anayasa ve yasaları ihlal ederlerken, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olayları yüksekten, bir seyirci gibi izlemektedir.  Silivri hakimlerine yasaları ihlal ettikleri gerekçesi ile soruşturma açmazken, Deniz Feneri savcılarına soruşturma açma yetkisini kendisinde görebilmektedir.  

Silivri mahkemelerindeki hukuksuzluklar söz konusu olduğunda yargı bağımsızlığına sığınıp, işine geldiğinde  de “yargıya talimat verdim gereğini yapacaklar” diyebilen  bir siyasi  iktidarın varlığı,  hukuk devletinin ve demokrasinin sonu demektir…

 

Sevgili Dostlar,

Biz bugün parlamentoda eksiğiz… Başta Balbay olmak üzere sekiz milletvekilimiz bu hukuk dışılık nedeni ile, seçilmiş olmalarına rağmen,  Türkiye Büyük Millet Meclisinde milleti temsil etme görevlerini yerine getiremiyorlar…

Yargı hemen  uluslararası anlaşmaların,  anayasanın ve  yasaların yani hukukun gereğini yerine getirmelidir…

Haksız tutuklamalara derhal  son verilmelidir…

Balbay parlamentodaki yerini almalıdır…

 

 

Havasız hücrelerde of demeden yatan sevgili Balbay,

Biliyorum, biliyoruz şairin dediği gibi özgürlüğü bir gelin gibi takıp koluna

Çıkacaksın Silivri zulümhanesinden…

Eşine, çocuklarına, dostlarına kavuşacaksın,

Ve mavi gökyüzüne…

Sen özgür olacaksın… Türkiye özgürleşecek…

Sen özgür olacaksın… Milletin iradesi özgürleşecek…

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum,

 

Konuşmalar listesine geri dön