TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU’nun 24’üncü Dönem’de Yönettiği İlk Oturumda Yaptığı Konuşma

18/10/2011

TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU’nun 24’üncü Dönem’de Yönettiği İlk Oturumda Yaptığı Konuşma
(18.10.2011)

Sayın Milletvekilleri,


Gündeme geçmeden önce izninizle bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi Fransızca kökenli “parlamento” sözcüğü, dar anlamıyla “konuşulan yer” demektir. Geniş anlamda ise “halkın sorunlarının halk tarafından seçilen halk temsilcileri arasında tartışıldığı, çözümlerin bulunduğu yer” diyebiliriz. Bu işlevlerini yasa yaparak yerine getiren Parlamentolar, yargı ve yürütme organlarının uygulayacağı yasaları yapan yerlerdir.
 

Parlamentolar, yürütme organının denetlendiği yerlerdir aynı zamanda. Parlamentonun yargıyla birlikte yerine getirdiği bu işlev, yürütme erkini elinde bulunduranların keyfiliğe, diktatörlüğe yönelmesini önlemek açısından özellikle önemlidir.
 

İnsanlığın demokrasi uğrunda verdiği mücadelenin bu noktaya kolayca geldiği söylenemez. Ortaçağın iktidar sahipleri olan krallar, padişahlar, kendilerini “tanrının yeryüzündeki temsilcisi” olarak görmüşler; kendilerine itaatsizliği de “tanrıya itaatsizlik” olarak nitelemişlerdir.
 

Bu zorbalıklara karşı mücadele son derece zorlu, kanlı, acımasız olmuştur. “Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar” sözleriyle ünlü İtalyan düşünür, gök bilimci ve din adamı BRUNO, bu düşünceleri ve sözleri yüzünden zamanın engizisyon mahkemesince 1600 yılında Roma’da yakılarak öldürülmek suretiyle cezalandırılmıştır.
 

Gerçekleri dile getirmenin bedeli, günümüzde Bruno’nun akıbeti olmamalıdır; parlamentoların da düşüncelerin ve gerçeklerin özgürce dile getirilebildiği yer olması gerekir.
Günümüzde, gücünü tanrıdan aldıklarını söyleyen ve iktidarları babadan oğula geçen krallar, sultanlar yoktur; ama onların yerine, Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger’nin (Moris Düverje’nin) deyimiyle “seçimle gelen krallar” da gelmemelidir.
 

Bu nedenledir ki “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, kesinlikle “egemenlik kayıtsız şartsız seçimle gelen sultanlarındır” anlamına gelmez.
 

Sayın Milletvekilleri,
 

Hepinizin bildiği gibi parlamento ve siyasetin birincil görevi, halkın en iyi koşullarda yaşamasını, yoksulluğun önlenmesini, kimsenin kimseye muhtaç olmamasını sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır.
 

Bu düzenlemeler yapılırken, sadaka anlayışından değil yurttaşlık hakkı anlayışından, sosyal devlet anlayışından hareket etmek gerekir. Çünkü ünlü bir yazarın sözleriyle,“Sadaka vermekten duyulan haz, mağrur, ahlaksız bir hazdır. Sadaka, vereni de alanı da bozar. Üstelik amacına da varamaz; çünkü sadece yoksulluğu kökleştirir.”
 

Sayın Üyeler,
 

Meclisimizin önünde bir anayasa yapma görevi bulunmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi bir anayasa yapmak sorumluluğu altına girmişse, her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyetinin yine Atatürk’ün belirlediği kurucu felsefesini yansıtan temel ilkeleri, başta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç madde olmak üzere, korumak zorundadır.
 

TBMM olarak özgürlükçü, demokrat bir anayasa yapmak niyetine gerçekten sahip isek, bunun en iyi göstergesi, başta Türk Ceza Yasası olmak üzere, yasalarımızdaki anti demokratik düzenlemeleri temizlemek olacaktır. Bu anti demokratik unsurların temizlenmesi, uzlaşma komisyonunun çalışmalarına da engel değildir.
 

Bu çerçevede, yargıyı yeniden düzenleyen son Anayasa değişikliklerinin, demokrasinin olmazsa olmazı sayılması gereken kuvvetler ayrılığı ilkesi ve demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmadığını önemle dikkatlerinize sunarım.
 

Değerli Milletvekilleri,
 

Hukuk devleti demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk devleti, başka hususların yanı sıra, mevcut anayasa ve yasaların da uygulanması demektir. Uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu, iç hukukla uyuşmazlık hallerinde uluslararası sözleşmenin üstün olduğunu düzenleyen, mevcut anayasanın 90’ıncı maddesi de uyulması gereken bir hukuk kuralıdır. Bütün milletvekillerini bu çatı altında toplayarak “eksikli yasama” görüntüsünü ortadan kaldırmak da bu Meclisin görevidir. Bu çerçevede yargının anayasaya aykırı davranmayacağına inanmak istiyorum.
 

Öte yandan, TBMM olarak daha demokratik anayasa için çaba harcarken, kanun hükmünde kararnamelerle ülke yönetmenin, yasama yetkisinin yürütme tarafından gaspı demek olduğu açıktır. Çünkü darbe dönemlerinin zihniyetinin bir ürünü olması nedeniyle zaten anti demokratik olan bu kararnameler, TBMM’nin onayına da sunulmamaktadır. Bu durumun demokrasi için yarattığı tehlikeyi, daha demokratik anayasa yapmaya hazırlanan siz değerli üyelerin dikkatine sunuyorum.
Demokrasiyi her boyutuyla ülkemizde yerleştirmek için bu kadar çaba harcarken, parasız öğretim isteyen pankart açtıkları için öğrencileri, yayınlanmayan kitapları için gazetecileri tutuklamak yaman bir çelişkidir. Oysa, düşünce açıklama, eleştiri ve muhalefet etme özgürlükleri korunup geliştirilmeden demokrasiyi her boyutuyla yerleştirmek, hepinizin bildiği gibi imkansızdır.
 

Sayın Milletvekilleri,
 

Terör bir insanlık suçudur. Bunu herkes kabul etmektedir, ama birileri de bu insanlık suçunu işlemeye devam etmektedir. Öyleyse bu suçu kimlerin işlediği kadar, kimlerin desteklediğini de artık düşünmek ve görmek zorundayız. Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada insanları etnik ve dinsel kimlikleri üzerinden teröre teşvik edenler ve hele bundan nemalananlar, en masum ve en basit ifadeyle, insanlığa karşı suç işlemektedirler. Günümüz dünyasında, insanlık, insan olma yolunda ilerlemeyi, gerçekten insan olmayı mı seçecektir, yoksa insanlıktan gittikçe uzaklaşmayı mı?.. İnsanlığın geleceği bu sorunun yanıtına bağlıdır.
 

Değerli Üyeler,
 

Gazi Meclisimiz, Kurtuluş Savaşının en şiddetli günlerinde, “önce Ordu…” taleplerine rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ün “Önce Meclis, sonra Ordu…” anlayışıyla oluşmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyetini kurarken ortaya koyduğu kuruluş felsefesine aykırı hiçbir işleme onay vermemelidir.
 

Türkiye elbette daha demokrat, daha özgür, daha güzel günler görecektir. Ülkenin en yetkili organı, tüm sorunların çözüm yeri olarak bu Meclis de elbette bu doğrultuda üzerine düşeni yapacaktır.
 

Ama asla silah tehdidi altında değil!..
 

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi tamamlarken, başta Meclisimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk ve tüm Kurtuluş Savaşı kahramanlarımızı şükran ve saygıyla anıyor, son dönemde PKK terörü sonucunda öldürülen üniformalı, üniformasız tüm yurttaşlarımıza rahmet, Yüce Meclise de kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Konuşmalar listesine geri dön