EGİKAD KONUŞMASI (İzmir - 30 Mart 2012)

19/03/2012

TBMM BAŞKAN VEKİLİ ve İZMİR MİLLETVEKİLİ

ŞÜKRAN GÜLDAL MUMCU

EGİKAD KONUŞMASI (İzmir -  30 Mart 2012)

 

 

Böyle mücadeleci, tuttuğunu koparan, kendi ayağı üzerinde duran kadınlarla birlikte olmak çok güzel… Merhaba!..

 

Değerli dostlar,

Türkiye’de vergi ödemede 3’üncü, kamu yatırımlarından pay almada ise 12’inci sırada olduğu halde, İzmir, kadın girişimciler konusunda da geçen yılın Türkiye dördüncüsü olmuş.

Yine geçen yıl İzmir’de, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresinden kredi alarak 120 yeni işletme kurulmuş; bunun 80 tanesi kadın girişimcilere ait. Bunlardan biri, aynı zamanda ilk kadın imalatçı… İlk kadın Borsa Başkanı yine İzmir’de… İlk kadın baro başkanı da öyle…

Kadın dostu İzmir’e bu yakışır.

Ama dünyada ve Türkiye’de kadın işgücünün değerlendirilmemesi ve kadın emeğinin sömürülmesi çok yaygın. Dünyadaki işlerin % 66’sını kadınlar görüyor, ama dünya çapında yaratılan gelirin ancak yüzde onunu elde ediyorlar. Erkekler ise dünyadaki işlerin sadece yüzde 34’ünü görüyorlar, ama dünyada toplam gelirin yüzde 90’ı onların. Erkekler dünyadaki malvarlığının % 99’unun, kadınlar ise sadece % 1’inin sahibi. Türkiye’de çalışabilecek durumdaki kadınların ancak yüzde 28’i çalışırken, 18 milyon kadın evde oturuyor.

Bu tabloda, kadınların ücretli çalışması bile henüz yüzde 28’lerde iken girişimci, iş veren, iş kadını oranının, resmi ve net olmayan farklı verilerin ortalaması alındığında % 6 olması belki şaşırtıcı değil, ama elbette düşündürücü.

Kadınların çalışma hayatına, ticaret hayatına, siyasete atılması sevindiricidir; her zaman desteklenmelidir. Ancak evde oturuyor dediğimiz 18 milyon kadın evde de çalışıyor. Hepiniz kendi iş yerlerinizde çalıştığınız kadar evde de birçok iş yapıyorsunuz. Bunun ne kadar zor olduğunu çok iyi bilirsiniz. Ayrıca evinde ev işleri dışında piyasa için üretim yapan kadınlarımız da var. Bu nedenle ben her şeyden önce, ev kadınlarının da sosyal güvenlik kapsamına alınması gerektiğini düşünüyorum.

Ancak, kadınların evden çıkıp dışarıda kendi iş yerini açması, istihdam yaratması, bütün bunlara rağmen çok önemlidir. Kadının, önce atasözümüzün belirttiği gibi altın bilezik, yani meslek sahibi olması, sonra çalışıp emeğiyle para kazanması, kimseye muhtaç olmadan ayakta durması sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir zorunluluktur. Ekonomik bağımsızlık, ister kendi işyerini açarak ister çalışarak olsun, kadını güçlü kılar.

Ayrıca bütün tespitler gösteriyor ki eğitimle istihdam arasında çok doğrudan bir ilişki var.

Biliyoruz ki iyi yetişmiş ara eleman, Türk ekonomisinin büyük ihtiyacı… Ama bu son 4 + 4 + 4 yasası (teklifi), on, hatta dokuz yaşındaki çocuğa “sen ne olacaksın” diye sormayı amaçlıyor. Bu durum Uluslararası Çalışma Örgütü ILO kurallarına da aykırı. Çünkü bu kurallar, genel temel eğitimden geçmeden 15 yaş altında meslek seçimini de, çıraklığı da uygun bulmuyor.

Biz çocuklarımızı neden eğitiyoruz değerli arkadaşlar?... Onların doğuştan sahip oldukları yeteneklerin ortaya çıkması ve gelişmesi için… Değil mi?..

Her çocuk “biricik”tir. Bu biricikliği ortaya çıkaran da temel eğitimdir. Ayrıca bu yeteneğin ortaya çıkması da zaman alır. Temel eğitim bu nedenle kesintisiz 8 yıl olarak belirlenmiştir dünyanın birçok ülkesinde.

1997’de başlayan kesintisiz 8 yıllık eğitim uygulaması hem ILO kurallarına uygun olduğu için hem de yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayacak temel eğitim için en uygun koşulları yaratmıştı. Hem genel okullaşma, hem de kızların okullaşma oranı sevindirici düzeylere ulaşmıştı. Çocuk gelinler, çocuk çıraklar azalmaya başlamıştı.

Ama bu yasayla (teklifle), 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasıyla kapanan imam hatip ortaokullarının yeniden açılmasını amaçladıklarını, bizzat Milli Eğitim Bakanı resmen açıkladı. Oysa bu düzenlemeyle sadece imam hatiplerin değil, orta okulları olan bütünliselerin orta kısımları kapatılmıştı.

Ayrıca tek amaç imam hatip ortaokullarının açılması da değil. Eğitimin bütününü bir bakıma dinselleştirmek de bir genel amaç. Çocuklarımız bilimsel akıldan uzak bir şekilde, sorgulamayan insanlar olarak, “biricikliği” unutturularak yetiştirilmek isteniyor.

Bu arada Cumhuriyet devrimlerinin baş tacı laikliğin kaçınılmaz gereği olan tevhidi tedrisat, yani öğretim birliği de delinerek şeriat düzenine giden yolda bir adım daha atılmak isteniyor.  

Bu noktada sizlere Cumhuriyet Halk Partisinin bu yasa (teklif) konusundaki görüşlerini kısaca özetlemek istiyorum:

“İddia edilenin aksine erken yönlendirme sistemleri genellikle vasıfsız işçiler yetiştirmektedir. Bu sistem dünyadaki işgücü talebi göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’yi ikinci sınıf bir ucuz emek ülkesi haline getirecektir.

Erken meslek ayrımına gidilen Almanya ve Avusturya’da okul sistemi … alttakilerin hep altta kalması sonucunu doğurmakta ve kast sistemine benzetilmektedir. Almanya’da birçok eyalette yeni sistemlere geçiş amaçlı eğitim reformu çalışmaları yapılmaktadır. AKP ise bu düzenleme ile Türkiye’de, dünyanın terk ettiği bir eğitim sistemini uygulamak istemektedir.

Okulda geçirilen süre öğrencinin kişiliğinin ve toplumsal kimliğinin gelişmesi için çok önemlidir.AKP ise eğitimin tam gün ve uzun süreli uygulanmasını yaygınlaştırmak yerine, ikinci eğitim kademesinin ardından açık öğretimin önünü açmaktadır.

… bu uygulamanın doğurabileceği önemli bir risk, erken yaşta okuldan alınan kız çocukların aileleri tarafından küçük yaşta evlenmeye zorlanabilecekleri ihtimalidir. Aynı şekilde erkek çocukların erken yaşta çalıştırılmaları ve eğitim süreci dışında kalmaları ihtimali de güçlenmektedir.

Avrupa Birliği’nin eğitim için belirlediği sekiz temel yeterlilik şunlardır: (1) Dinleyerek, okuyarak, konuşarak ve yazarak duygu, olay ve kavramları ifade etme. (2) Yabancı dil. (3) Sorun çözebilme, bilimsel ve teknolojik bilgiyi anlama. (4) Bilişim teknolojilerini etkin kullanma. (5) Öğrenmeyi öğrenme. (6) Bireyin toplumsal ve siyasal hayata etkin katılımı. (7) İnisiyatif ve girişim yeterliliği: Düşünceyi eyleme dönüştürme becerisi, etik değerler, yönetişim bilgisi. (8) Düşünce, deneyim ve duyguların sanat ve edebiyat yoluyla ifadesi.

Bu temel yeterliliklerde belirli bir olgunluğa erişilmesi için gerekli zaman, temel eğitimin süresini de belirler. Zorunlu temel eğitimin en az sekiz yıl olması, tam da bu amaçları gerçekleştirmek için gereklidir. Mesleki eğitime genel yaklaşım, artık AKP’nin benimsediği çıraklık eğitimi değildir. AKP’nin uygulamak istediği eğitim sistemi, fırsat eşitliğini yok edecek, sınıfsal farklılıkları derinleştirecek ve yoksul aileleri daha da yoksullaştıracaktır. Temel eğitim uzun süreli, kesintisiz, zorunlu ve nitelikli olmalıdır. Çünkü çocuktan ne işçi ne de ‘gelin’ olur!.. Olmamalıdır. CHP’nin bu konudaki önerisi, okul öncesi 1, ilköğretim kesintisiz 8, ortaöğretim 4 yıl olmak üzere 13 yıldır.”

Değerli arkadaşlar,

Sakıncalı olan, AKP’nin 4 + 4 + 4 teklifinin sadece içeriği değil. Biçimi, yöntemi de AKP’nin baskıcı, dediğim dedikçi anlayışının çok dikkat çeken bir örneği oldu. Toplumun görüşünün alınmasında yetersiz kalındı. Görüş bildiren sivil toplum kuruluşları, örneğin TÜSİAD, bizzat başbakan tarafından “sen kendi işine bak” diye azarlandı. Recep Tayip Erdoğan demokratik bir ülkenin başbakanı gibi değil, bir diktatör gibi davrandı. Konunun tartışılması baskıyla engellendi.

Eğitim sendikalarının, onu destekleyen demokratik kitle örgütlerinin demokratik protesto eylemleri ülkenin pek çok kentinde polisin biber gazı ve tazyikli su saldırısıyla, copuyla karşılaştı. Ellerinden gelse, CHP’nin 4 + 4 + 4 düzenlemesini protesto için Ankara’da Tandoğan meydanında düzenlediği mitingi bile engelleyeceklerdi

Bu engelleme ve baskı Meclise kadar uzandı. Teklifin Milli Eğitim Komisyonunda görüşülmesi AKP diktatörlüğünün, hatta zorbalığının doruk noktasıydı. CHP ve diğer muhalefet milletvekilleri Komisyon salonuna alınmadı; dövüldü, yerlerde tekmelendi. Yaralanıp hastaneye kaldırılan gazeteciler oldu. Komisyon başkanı bütün bu toz dumanın ortasında, sadece AKP’li üyelerle oylama yaptı ve “teklif kabul edilmiştir” diye ilan etti.

AKP’nin baskıcılığı bu yasa (teklifi) ile sınırlı değil. İktidar basına karşı da baskıcı, yasaklayıcı ve acımasız... Biliyorsunuz, son olarak Özgür Gündem gazetesi kapatıldı. Silivri’de tutuklu gazeteci sayısı 100’ün üzerinde. Ayrıca 8 milletvekili tutuklu. Üstelik davaların da, iddianamelerin de, delillerin de hiçbir tutarlılığının olmadığı, hatta sahte olduğu defalarca ispatlanmış. Bütün dünya bu uygulamaların tamamını sert bir şekilde eleştiriyor. Ama tutukluluklar inatla sürdürülüyor.

Demokrasinin ve hukuk devleti olmanın en önemli unsuru olan kuvvetler ayrılığı Türkiye için sararmış bir eski fotoğraf haline getirilmiştir. Yasama ve yargı, tek bir kuvvetin, yani yürütmenin, hatta tek bir kişinin elinde toplanmak istenmektedir.

Kısaca Türkiye ekonomik istikrarı, gelişmeyi, üretim artışını, bu arada kadın istihdamının ve girişimciliğinin artmasını bu son derece baskıcı, özgürlük ve demokrasiden uzak ortamda arıyor.

Değerli dostlar,

CHP, Türkiye’nin özgürlükler ve gerçek demokrasi ülkesi olmasını ve tümüyle ticaretin, sanayinin, tarımın gelişmesini, üretimin artmasını, ülkenin toptan kalkınmasını refahın artmasını istiyor.

Çünkü Türkiye cari açığı en yüksek ülkelerden biri... Bu ise hazırdan yemek, hatta borçlanarak yemek demek… Üretmemek, en azından yeterince üretmemek demek... Üretip sözde ihraç ettiğimiz 100 liralık malın da 70 lirasını daha baştan ham madde ithali için yabancılara veriyoruz. Yurt içi tasarrufu, yatırımlarımızı ve böylece de üretimi artırmak zorundayız.

Dünya ekonomisi zaten daralıyor. Kimse para harcayıp hele dışarıdan bir şey almak istemiyor. Üretsek nereye ne satacağız?.. Yeni pazarlar yaratmak, ürünlerimizi daha çok tanıtmak ve rekabet etmek zorundayız.

2023’te Türkiye’nin kişi başına milli gelirini 31 bin, ihracatını 650 milyar dolara çıkarmayı, yılda ortalama 800 bin kişiye istihdam sağlamayı, kadınların işgücüne katılımını yüzde 28’den 40’a çıkarmayı, işsizliği % 6’ya indirmeyi hedefleyen CHP, dışa açık, krizlere karşı ekonominin dayanıklılığını artıran, özellikle üretimi ve verimliliği destekleyen, iş gücünü ve yüzde 22 düzeyine çıkaracağı yurt içi tasarrufları olabildiğince firesiz seferber eden, toplumun tüm kesimlerini ve ekonominin tüm sektörlerini kucaklayan, nitelikli ve sürdürülebilir büyümeyi benimsemektedir. Hedefi, halkıyla üreten ve yarattığı refahı halkına yayan bir ekonomi olan CHP, başta kadınlar ve pozitif ayrımcılık gerektiren gruplar olmak üzere tüm kesimler için bütçeyi şeffaflaştıracak; KOBİ’lerin finansal kaynaklara erişimini kolaylaştıracaktır. Yeni iş kuran, yeni iş sahaları açan girişimcileri özel kredi ve finansman olanaklarıyla desteleyecek olan CHP, kadını üretim sürecine katacak projeleri de destekleyecek ve onlara pozitif ayrımcılık uygulayacaktır.

Ekonomi, ticaret, iş dünyası öncelikle barış ve istikrar ister. Son günlerde Suriye konusu gündemde. Batılı büyük güçler bu ülkeye yaptırım uygulama çabasındalar. Gerekliliği son derece tartışmalı olan bu konuda kraldan çok kralcı olununca, bu ülkeyle olan ticaretimiz kesintiye uğradı. Sadece Suriye’ye komşu bölgelerimizde değil, uzak bölge ve şehirlerimizde de ticari hayat olumsuz yönde etkilendi, çok zarar edildi.

CHP Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini benimsemiş bir partidir. Ortak irade beyanı demek olan “misakı milli” sınırlarımız Kurtuluş Savaşımızla kesinleşmiştir. Kendi sınırlarımızın da başka ülkelerin sınırlarının da değişmesini istemeyiz. Savaş, Atatürk’ün deyişiyle, zorunlu olmadıkça cinayettir. Zorunluluk ise, ancak ülkemizin saldırıya uğraması ile ortaya çıkar. İktidarın ise, “sıfır sorun” diye diye ülkemizi “herkesle sorun” çıkmazına soktuğu ortadadır.

Savaş ekonomisinin de bir getirisi olsa bile, kan üstünden elde edilen kazancın acısı, en çok biz kadınları vurur. Çünkü biz, kimsenin çocuğu ölmesin, çocuklar öksüz, yetim kalmasın isteriz

 

Cumhuriyet kenti güzel İzmir’in cesur, kendine güvenen, çalışkan, aydınlık kadınları...

Çocuk çıraklara ve çocuk gelinlere, giderek kişiliksiz biat kültürüne dayalı dinsel eğitime ve gerici bir topluma geçit vermemek sizin elinizde… Bunun için gerekli güç, inanç ve dirence sahip olduğunuza inanıyorum.

Hepinizi bu duygu ve düşüncelerle selamlıyor, beni dinlemeye bu kadar zaman ayırdığınız için ayrıca teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Konuşmalar listesine geri dön